Şimdi açlığa son
Ticaret ve ekonomi alanlarında yıllarca çalıştıktan sonra, dört yıl önce, kendimi insan kırılganlığının ön saflarında çalışırken buldum. Ve insanların her gün yaşamak için savaştığı ve tek bir öğün dahi kazanamadığı yerlerde buldum. Bu kırmızı kap Ruanda’dan, Fabian isimli bir çocuktan geldi. Ve bunu gerçekten bir davet ve aynı zamanda umudun sembolü olarak taşıyorum. Çünkü günde tek bir kap yemek Fabian’ın hayatını tamamen değiştiriyor. Ancak bugün konuşmak istediğim bu sabah, Dünya üzerindeki yaklaşık bir milyar insanın – her yedi kişiden birinin – sabah uyandığı ve bu kabı nasıl dolduracağını bilmediği gerçeği. Her yedi kişiden biri.
Öncelikle, sormalıyım, neden umurunuzda olsun ki? Neden umursamalıyız? Çoğu insan için, açlık hakkında düşündüklerinde, kendi aile tarihlerinde çok geriye gitmelerine gerek yok – belki kendi yaşamlarında ya da ebeveynlerinin yaşamlarında, ya da büyükanne ve babalarının yaşamlarında – açlık deneyimini hatırlayabilirler. İnsanların böyle bir deneyim için çok geriye gitmelerini gerektiren bir dinleyici grubuyla nadiren karşılaştım. Bazıları şefkatle harekete geçiyor, belki bunun insanlığın temel davranışlarından biri olduğunu düşünüyor. Gandi’nin dediği gibi, ‘Aç bir insana, bir parça ekmek Tanrının yüzü gibi gelir.’ Diğerleri huzur ve güven konusunda endişelidir, dünyadaki istikrar konusunda. 2008′de, gıda ayaklanmalarını gördük, gıda fiyatları bir gecede ikiye katlanınca, bizim daha sonra açlığın sessiz tsunamisi dediğimiz, tüm dünyayı süpürdü. Açlığın istikrarsızlaştırıcı etkisi tüm insanlık tarihi boyunca bilinir. Medeniyetin en temel eylemlerinden bir tanesi insanların yeterince gıdaya sahip olduğundan emin olmaktır.
Diğerleri Maltusyan kabusları düşünür. Bir kaç on yıl içinde dokuz milyar olacak bir popülasyonu doyurabilecek miyiz? Bu pazarlığa tabi bir şey değil, açlık. İnsanlar yemek zorunda. Birçok insan olacak. Bu tüm değer zincirinde aşağıdan yukarı iş ve fırsat demek. Ama aslında bu konuya farklı şekilde geldim. Bu benim ve üç çocuğumun bir fotoğrafı. 1987′de, ilk çocuğumla yeni bir anneydim, buna çok benzer bir imge televizyonda belirdiğinde onu kucaklıyor ve besliyordum. Ve bu Etiyopya’daki herhangi kıtlıktan biriydi. Bir iki yıl öncesinde bir milyondan fazla insanın ölümüne neden olmuştu. Ama beni asla o an vurduğu gibi vurmamıştı, çünkü bu imgede bir kadın bebeğine meme veriyordu ve hiç sütü yoktu. Ve bebeğin ağlayışı bir anne olarak içime işledi. Ve düşündüm, yiyecekle cevap verilemeyecek bir çocuğun ağlayışı gibi akıldan çıkmayan hiçbir şey yok – her insanın en temel beklentisi. Ve tam da bu anda aslında bu sorunu nasıl çözeceğimizi bildiğimize dair bir meydan okuma ve öfke ile doluydum.
Bu çözüm bulamadığımız şu nadir görülen hastalıklardan biri değil. Açlığı nasıl düzeltebileceğimiz biliyoruz. Yüz yıl önce bilmiyorduk. Doğrusu teknoloji ve sistemlere sahibiz. Ve bunun yakışıksız olduğu fikriyle çarpıldım. Tarihte bizim çağımızda, bu imgeler yakışıksız. Peki tahmin edin? Bu, geçen hafta Kuzey Kenya. Bir kez daha, açlığın yüzü, yarını görüp göremeyecekleri konusunda merak içinde olan, dokuz milyarı aşkın insan ölçeğinde. Doğrusu, şimdi bildiğimiz, her 10 saniyede bir çocuğu açlıktan dolayı kaybettiğimiz. Bu, HIV/AIDS, sıtma ve tüberküloz hepsinin birlikte olduğundan daha fazla. Ve biliyoruz ki bu konu sadece gıdanın üretimi değil.
Yaşamımdaki akıl hocalarımdan biri Norman Borlaug, kahramanım. Ama bugün gıdaya ulaşımla ilgili konuşacağım, çünkü aslında bu yıl ve geçtiğimiz yıl ve 2008 gıda krizi boyunca, Dünya üzerinde, herkesin 2.700 kalori alması için yeterince gıda vardı. Peki neden yiyecek bulamayan bir milyar insanımız var? Ve ayrıca benim yeni bilgi yükü diye tanımladığım şeyden bahsetmek istiyorum. 2008′de, Lancet tüm araştırmaları derledi ve eğer bir çocuk ilk bin gününde – doğumundan iki yaşına kadar – yeteri kadar besin alamazsa, hasarın geri döndürülemez olduğunu gösteren delilleri ortaya koydu. Beyinleri ve bedenleri güdük kalacaktır. Ve burada iki çocuğun beyin taramasını görüyorsunuz – biri yeterince besin almış, diğeri, bakımsız ve çok derin bir şekilde yetersiz beslenmiş. Ve bu çocukların beyin hacimlerinin yüzde 40′a kadar az olduğunu görebilirsiniz. Ve bu slaytta beyindeki nöronların ve snapsların oluşmadığını görebilirsiniz. Ve şimdi bildiğimiz, bunun ekonomiler üzerinde muazzam etkisi olduğu, ki daha sonra konuşacağız. Ama ayrıca bu çocukların kazanma ihtimali yaşamlarında yarıya bölünüyor, yaşamlarının erken dönemlerindeki bakımsızlıktan dolayı.
Sonuçta, bu bilgi yükü beni harekete geçirdi. Çünkü aslında bunu kolayca nasıl çözeceğimizi biliyoruz. Ve yine de, birçok yerde, çocukların üçte biri üç yaşına ulaştıklarında buna bağlı olarak zorlu bir yaşamla yüz yüze geliyor. Açlığın ileri safhalarında gördüğüm bazı şeyler hakkında konuşmak istiyorum, özel sektörde elde ettiğim ekonomik ve ticari bilgimi ve deneyimimi kullanırken öğrendiğim bazı şeylerden. Bilgi açıklığının nerede olduğu konusunda konuşmak istiyorum.
Öncelikle, Dünyadaki en eski besin metodu hakkında konuşmak istiyorum, emzirme. Belki bunu duymak sizi şaşırtacak, eğer hayatının ilk altı ayında emzirilmişse her 22 saniyede bir çocuk kurtarılabilir. Ama Nijerya’da, örneğin, çocukların yüzde yedisinden azı hayatının, sadece ilk altı ayında emziriliyor. Moritanya’da, yüzde üçten daha azı. Bu bilgi ile dönüştürülebilecek bir şey. Bu mesaj, bu söz, şöyle anlaşılabilir, bu iş yapmanın eski usul yollarından; bu çocuğunuzun hayatını kurtaracak zekice bir yol. Ve bu yüzden bugün sadece gıdayı iletmeye odaklanacağız, ama annelerin yeterince zenginleştirilmiş gıda aldığına ve emzirme konusunda onları eğittiğimizden emin olduğumuza.
Konuşmak istediğim ikinci konu: Eğer uzak bir yerdeki bir köyde yaşıyorsanız, çocuğunuz sakat, ve siz kuraklık içindeyseniz ya da sel altında, ya da yeterince çeşitli beslenmenin mümkün olmadığı bir durumdaysanız, ne yapardınız? Bir dükkana gidip, dilediğiniz güç barlarından, bizim yaptığımız gibi, size uygun olanı alacağınızı mı düşünüyorsunuz? Ön saflarda ebeveynler gördüm, çocuklarının baygın düşeceğinden gayet eminler. Ve bu dükkanlara gittim, tabii eğer varsa, ya da dışarıda tarlalarda ne alabileceklerine bakmak için ve besin alamıyorlar. Neye ihtiyaçları olduğu bilebilseler dahi, mevcut değil.
Ve ben bununla ilgili çok heyecanlıyım, çünkü üzerinde çalıştığımız şeylerden biri, gıda endüstrisinde mevcut olan teknolojileri, geleneksel ürünlere için mevcut hale gelecek şekilde dönüştürmek. Ve bu nohut, kurutulmuş süt ve birçok vitaminle yapıldı, beynin tam olarak ihtiyacını karşılamak üzere. Bunu, benim deyişimle, insanlık için gıdayı üretmek, 17 kuruşa mal oluyor. Bunu Hindistan ve Pakistan’daki gıda teknolojistleriyle- sadece üçüyle aslında, yaptık. Ama bu, bunu alacak çocukların yüzde 99′unu dönüştürecek. Tek paket, günde 17 kuruş – yetersiz beslenme alt edilmiş olacak. Yani, daha zengin dünyadaki yaygın olan teknolojileri gıdaları dönüştürmek için kullanabileceğimize ikna oldum böylece. Ve bu iklime bağlı değil. Buzdolabına konması gerekmiyor, suya ihtiyacı yok, ki çoğu zaman kısıtlıdır su. Ve bu tarz teknolojiler, gördüğüm kadarıyla, ön saflardaki açlık ve beslenme, yetersiz beslenmenin yüzünü dönüştürme potansiyeline sahip.
Konuşmak istediğim diğer konu okul beslenmesi. Dünyadaki insanların yüzde 80′i henüz gıda güvenliğine sahip değil. Felaket vurduğunda – ekonomi patlayıp insanlar işini kaybettiğinde, seller, savaş, çatışma, kötü yönetim, tüm bunlar, başvuracak bir yer yok. Ve genellikle kurumlar – kiliseler, tapınaklar, diğer şeyler – güvenli bir ağ sağlamak için kaynaklara sahip değiller. Dünya Bankasıyla çalışmalarımızda bulduğumuz şu, fakir insanın güvenlik ağı, en iyi yatırımı, okul beslenmesi. Ve eğer kabı küçük çiftçilerden gelen yöresel tarımla doldurabilirseniz, dönüştürücü bir etkisi oluyor. Dünyada bir çok çocuk okula gidemiyor çünkü gidip dilenmek ve bir öğün bulmak zorundalar. Ama yiyecek orada olduğunda, dönüştürücü oluyor. Bir çocuğun hayatını değiştirmek günde 25 kuruştan azına mal oluyor.
Ama en inanılmaz etki kızlar üzerinde oluyor. Kız çocuklarının okula gitmediği ülkelerde okulda kızlara yemek sunduğunuzda, kayıt oranlarının kızlar ve erkekler için yüzde 50 arttığını görüyoruz. Kızların devamlılığında bir dönüşüm gözlüyoruz. Ve hiç bir tartışma yoktu, çünkü teşvik edici. Ailelerin yardıma ihtiyacı var. Ve gördük ki eğer kızları tutabilirsek, 16 yaşına kadar okulda kalacaklar, ve okulda yiyecek varsa evlenmeyecekler. Ya da eğer haftanın sonunda fazladan yiyecek alırlarsa – yaklaşık 50 kuruşa mal oluyor – bir kız çocuğunu okulda tutabileceğiz, ve daha sağlıklı bir çocuk doğuracaklar, çünkü yetersiz beslenme nesilden nesile aktarılır.
Açlığın arttığı ve azaldığı dönemler olduğunu biliyoruz. Bunu biliyoruz. Şu anda Afrika Boynuzu’nda, daha önce bunu yaşadık. O zaman bu umutsuz bir amaç mı? Kesinlikle değil. Depolarımızı umut için ne diye çağırdığımızdan bahsetmek istiyorum. Kamerun, Kuzey Kamerun, açlığın arttığı ve azaldığı dönemler, onlarca yıldır her yıl. İnsanlar kurak sezonlarda açlık çekerken yemek yardımı gidiyor. İki yıl önce, şöyle bir karar verdik; hadi açlıkla savaş modelini değiştirelim ve yemek yardımı vermek yerine, onu gıda bankalarına koyalım. Ve dedik ki, dinleyin, kurak mevsimde, yiyeceği alın. Siz yönetin, köy oradaki depoyu yönetsin. Ve hasat zamanı, faiziyle yerine koyun, gıda faizi. Yani yüzde beş ekleyin, yüzde 10 daha fazla gıda. Son iki yıldır, bunların bulunduğu köylerin 500 tanesi hiç bir gıda yardımına ihtiyaç durmadı – kendilerine yettiler. Ve gıda bankaları büyüyor. Ve köyün insanları tarafından çocuklar için okul beslenme programları başlatılıyor. Ama basit bir altyapıyı kuracak yeteneğe ve kaynaklara dahi asla sahip olmamışlardı. Köy düzeyinden gelen şu fikre bayıldım: depoyu kilitlemek için üç anahtar. Yiyecek altın değerinde. Ve basit fikirler, dünyanın küçük bölgelerini değil büyük bölgelerinin çehresini değiştirebilir.
Dijital gıda dediğim şeyden bahsetmek istiyorum. Teknoloji, klasik kıtlığın görüldüğü yerlerdeki gıda kırılganlığının çehresini dönüştürüyor. Amartya Sen, “Tahmin edin, kıtlıklar yiyecek varlığında gerçekleşir çünkü insanlar onu satın alacak durumda değildir.” diyerek Nobel Ödülü’nü kazandı. Bunu kesinlikle 2008 yılında gördük. Bunu şimdi, geçtiğimiz yıl Afrika Boynuzu’nda bazı bölgelerde gıda fiyatlarının yüzde 240′a kadar çıkmasında gördük. Yiyecek orada ve insanlar alamıyorlar.
Bu resim – Hebron’da küçük bir dükkandaydım, bu dükkana, yiyecek getirmek yerine, dijital yiyecek sağlıyoruz, bir kartla. Arapça ‘Afiyet olsun’ diyor. Ve kadınlar girip kartı okutup dokuz gıda alabiliyorlar. Bunların besin değeri yüksek olmalı ve yöresel olarak üretilmiş olmalı. Ve sadece geçtiğimiz yıl olan şuydu, süt endüstrisi – bu kartın süt ve yoğurt ve yumurta ve humus için kullanıldığı – süt endüstrisi yüzde 30 büyüdü. Dükkan sahipleri daha fazla insan çalıştırıyor. Bu herkesin kazandığı gıda ekonomisini harekete geçiren bir durum. Şu anda 30 kadar ülkeye, cep telefonlarıyla gıda yolluyoruz, hatta ülkelerdeki mültecilerin durumunu dahi değiştirerek, ve başka şeyleri.
Belki de benim için en heyecan verici Bil Gates, Howard Buffett ve diğerlerinin bunu cesurca desteklemeleri, ki şu soruyu sorduruyor; Açlara kurban gibi bakmak yerine – ve çoğu kendi ailelerini destekleyecek kadar dahi gıda yetiştirip satamayan küçük çiftçiler – eğer onları çözüm olarak, açlıkla savaşmada değer zinciri olarak görürsek ne olur? Hiçbir gıda satamayan Afrika’daki kadınlardan – yol yok, depo yok, yiyecekleri toplayabilmek için bir branda bile yok – eğer onlara aç çocuklarını başka yerde beslemek için uygun bir ortam verecek olursak ne olur? Ve Gelişme için Satın Alma bugün 21 ülkede. Ve biliyor musunuz? Gerçekten her vakada, fakir çiftçilere garantili bir pazar verildiğinde – “Bundan 300 metrik ton alacağız. Toplayacağız. Uygun bir şekilde saklandığından emin olacağız.” dendiğinde – randımanları iki, üç, dört kat artıyor ve bir yolunu buluyorlar, çünkü hayatları boyunca el ettikleri tek garantili fırsat bu. Ve insanların hayatlarını dönüştürdüklerini görüyoruz. Bugün, gıda yardımı, gıda yardımımız – muazzam makine – yüzde 80′i gelişmekte olan ülkeler tarafından alındı. Gıdaya ihtiyaç duyan kişilerin aslında kendilerinin yaşamlarını değiştirecek toplam bir dönüşüm.
Şimdi soracaksınız, bu belli bir ölçüde yapılabilir mi? Bunlar harika fikirler, köy-düzeyinde fikirler. Brezilya hakkında konuşmak istiyorum, çünkü şu anda Dünyadaki herhangi bir ulustan daha hızlı bir şekilde açlıkla baş edebildiklerini okuduktan sonra geçtiğimiz son birkaç yılda Brezilya’ya gittim. Ve bulduğum şu oldu, paralarını gıda desteği ya da diğer şeylere yatırmak yerine, okul beslenme programına yatırmışlardı. Ve kullanılan gıdanın üçte birinin imkanı olmayan en küçük çiftçiden gelmesini şart koşmuşlardı. Ve bunu Başkan Lula’nın herkesin günde üç öğün yemesini kendisine hedef olarak belirlemesinden sonra geniş çapta yapıyorlar. Ve bu sıfır açlık programı gayrisafi milli hasılanın (GSMH) yüzde 5′ine mal oluyor ve birçok insanı açlık ve yoksulluktan kurtarıyor. Brezilya’daki açlığın çehresini dönüştürüyor, ve belli bir çapta ve fırsatlar yaratıyor. Oraya gittim; bunun sayesinde yaratılan fırsat ve platform üzerine kendi yaşamlarını kuran küçük çiftçilerle tanıştım.
Şimdi buradaki ekonomik gerekliliğe baktığımızda, bu sadece merhametle ilgili değil. Gerçek şu ki, çalışmalar yetersiz beslenme ve açlığın maliyetinin – topluma olan maliyeti, taşımak zorunda olduğu yük – her yıl için GSMH’nin ortalama olarak yüzde altısı ve bazı ülkelerde yüzde 11′e kadar çıkıyor. Ve eğer yetersiz beslenme yükü en fazla olan 36 ülkeye baktığınızda, bu üreten bir ekonomiden her yıl 260 milyarın kaybolması demek. Dünya Bankası, bu ülkelerdeki yetersiz beslenmeyle ilgilenmek için 10 milyar, 10.3 milyar dolara ihtiyaç olduğunu tahmin ediyor. Maliyet-fayda analizine bakın, ve benim hayalim bu konuyu ele almak, sadece merhamet argümanı olarak değil, ama dünyanın finans bakanlarına, ve tüm insanlık için yeterli ve alınabilir besine ulaşmaya yatırım yapmamaya gücümüz yetmez demek.
Bulduğum inanılmaz şey, bir liderin kararlılığı olmadan hiçbir şeyin büyük bir çapta değiştirilemeyeceği. Bir lider “Ben varken olmaz” dediğinde her şey değişmeye başlar. Ve dünya bunun yapılması için olanak sağlayan ortamlar ve fırsatlarla cevap verir. Ve aslında Fransa’nın G20′nin merkezine gıdayı koyması gerçekten önemli. Çünkü gıda kişilerle, uluslarla çözülemeyecek yegane konudur. Hep birlikte karşı koymalıyız. Ve Afrika’daki ulusları görüyoruz. Dünya Gıda Programı 30 ulusu, 30 ulusu bırakabildi çünkü onlar kendi uluslarındaki açlığın çehresini dönüştürebildiler.
Burada önermek istediğim bir davet. İnanıyorum ki insanlık tarihinde çocukların uyanıp bir kap yiyeceği nerede bulacaklarını bilememelerinin kabul edilemez olduğu bir zamanda yaşıyoruz. Sadece bu da değil, açlığı dönüştürmek bir fırsat, ama sanıyorum zihniyeti değiştirmemiz gerekiyor. Burada dünyanın en iyi mucitleri ve düşünürleriyle birlikte olmaktan onur duyuyorum. Ve sizden tüm insanlıkla birlikte kuma bir çizgi çizip ‘Artık yeter. Artık bunu kabul etmeyeceğiz.” demenizi istiyorum. Ve torunlarımıza, tarihte çocukların üçte birinin beyinlerinin ve bedenlerinin gelişemediği korkunç bir dönem vardı, ama artık bu böyle değil diyebilmemizi istiyorum.
Teşekkürler.
by Josette Sheeran / TEd Video : http://www.ted.com/talks/lang/en/josette_sheeran_ending_hunger_now.html
©2012 ALL RIGHTS RESERVED THE AUTHOR(S) AND THE PUBLISHER
—————————————————————————————————————————–
Dear Readers
We invite you to visit our internet magazines and stream TV
About geopolitics and geofinance. Prosumerzen www.prosumerzen.net
About the trends between states and non state actors : WestphaliaXXI www.westphaliaxxi.com
About spiritual and material sustainable life style : Spiriterial www.spiriterial.com
About art and culture : Artagorapolis www.u4art.com
Our Open TV. Not only video but also more than 4.000 releases each day selected inside the top 100 newspapers in the world: www.info4tv.org
Il Romanzo www.glispeculari.com